NASIL ÖLECEĞİZ?



Bir nevruz yazısı...


Anneannemin tatlı dilinden dökülüp hafızama kazınan sözlerden: “Allah ölümün de hayırlısını versin.”
Peki, "hayırlı bir ölüm"e layık olacak kadar şans dilemekten başka yol yok mu?

Bugün baharın ilk günü.
Doğa, yeniden doğuşun tüm renklerine bürünmeye başladı.
Karanlık, soğuk, dört duvar arası kışımız bitti; güneşli sokaklar, sahiller, bahçeler vakti geldi…
Mi, sahiden?

Bugün baharın ilk günü.
Anneler çocuklarını (evet, ister 5 ister 20 yaşında olsun, evlat evlattır) okula yollayamıyor.
Eşler kapıdan daha bir sıkı sarılarak uğurlanıyor.
Hepimizin yüreğinde o meşum güvercin tedirginliği…
Nasıl öleceğiz?

İnsan öleceğini bile bile yaşayan tek canlı, dünya üzerinde.
Hepimiz biliyoruz: Ö-le-ce-ğiz.
Bu yüzden bir iz bırakmak istiyoruz ardımızda.
Bizi hatırlatacak, bizden bir şey.
Bir evlat, bir kitap, bir okul, bir iş yeri, bir marka, bir tebessüm, bir fotoğraf…

Takvimin bu sayfasında, nasıl yaşayacağız  sorusuna henüz aklı başında bir cevap bulamamışken, daha zor bir soruyla karşı karşıya kaldık: Nasıl öleceğiz?

Fark etmediğimiz şu:
Nasıl yaşayacağımıza karar vermeden, asla nasıl öleceğimizi bilemeyeceğiz.

Biz dünyalılar hep birlikte,
İnsanlığın bütün renkleriyle,
Şefkatle ve hoşgörüyle,
Gülümseyerek
Ve üreterek
Ve yüreğimize başka hiçbir duyguya yer bırakmayacak kadar çok sevgi tıkalamadan,
Ellerimize başka hiçbir şeyi tutacak yer bırakmayacak kadar yetenek ve çalışma doldurmadan
Yaşayamayacağımızı öğrenmek zorundayız.

Yaşamanın, hayatı hepimiz için sürdürülebilir kılmanın tek yolu bu.
Ve bu yola girmedikçe nasıl öleceğimizi asla bilemeyeceğiz…


Kaynak: Kılavuz Kirpi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder