LİDERLİK EĞİTİMİNDE ZAMANLAMA

 

"Çocuklarda ve Gençlerde Liderlik Eğitimi"

10 Ekim 2015 

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi – Ankara


ÖZET

Liderlik eğitimi verilirken dikkat edileceklerin başında, liderlik vasıflarından hangilerinin mevcut kuşakta eksik olduğu hususu gelmektedir. Y kuşağında zaten bulunan özgüven ve özgünlük nitelikleri yerine, onlara adaletli ve insaflı olmanın öğretilmesi ve bunun okul öncesi eğitim süreci içinde gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir. Böylece geleceğin aktif hayat kurucuları olan gençlerde hâlihazırda eksik olan anlam ve tatmin duyma ihtiyaçları karşılanmış, mutlu ve verimli bireyler yetiştirilmesi sağlanmış olacaktır.

Anahtar kelimeler: Liderlik, eğitim, genç, Y kuşağı, okul öncesi,

 

Eğitim ediminde rol alan öğretmen - eğitim yöneticisi - öğrenci üçlüsünden, öğrencinin liderlik eğitimi üzerine konuşmak için buradayım.

Eğitim eşsiz bir faaliyet alanı, çünkü çıktısı “insan” olan bir edim. Ve aslında eğitim süreçlerini, gitgide karmaşıklaşan toplumsal örüntümüzün ihtiyaçlarına göre geliştirirken ‘Liderlik’ gibi, sektörel gereksinimlerle yaratılmış bir kavramı tedavüle sokmanın ciddi bir tehlikesi var: Sektör diliyle konuşmak, eğitimin bir iş kolu sanılmasına yol açabilir. Oysa eğitim, herhangi bir ticaret alanından farklı olarak, yekdiğeriyle ikame edilemez. Çünkü eğitim bir iş değil, insan türünün devamı için yaşamsal bir varoluş mücadelesidir.

Ancak tüm tehlikelerine rağmen ‘Liderlik’ konseptinin, eğer dikkatle ve temel ilkeler gözardı edilmeden ele alınırsa, eğitim süreçlerinde işe yarama, hatta eğitime “level atlatma” olasılığı, hızla ve durmaksızın değişen dünyada ayakta kalabilecek bireyler yetiştirme hedefine katabilecekleri vardır.

Örneğin ABD’li tanınmış eğitimci Phillip Schletchy[1] , hem eğitim süreçlerinin hem de toplumsal yaşamın geliştirilmesinde ‘Liderlik’ kavramının nasıl işlevsel olabileceğini şöyle dile getirmiştir: “Değişim ister küçük ister büyük olsun, bir kişinin yapabileceğinden fazla liderlik gerektirdiğinden, güçlü lider ne kadar yetenekli olursa olsun liderliği paylaşmayı ve katılımcı yönetimi sağlamayı öğrenmelidir.”[2]

Eğitim araçlarını çocuklara, gençlere “katılımcılığı” öğretmen amacıyla kullanmak… Harika bir fikir! Peki, nasıl?

Lider kimdir?

Mesleğe başladığımda 21 yaşımdaydım. Öğrenci sıfatıyla karşımda oturanlar arasında yaşı benden büyük olanlar az değildi. Öğretmenliği, neler anlatmak gerektiğini bilmek sanıyordum. Sonradan fark ettim ki asıl bilmem gereken, karşımdakilerin neyi anlamadığıydı.

Liseyi bitirmiş, üniversite giriş sınavında ülke çapında ilk 500’e girmiş ve birinci tercihlerine yerleşmiş gençlerin, “egemenlik” nedir, “devlet” neye denir bilmediklerini, hatta cumhuriyet ile demokrasi arasında bir fark görmediklerini anlayınca, onca yıllık Tarih derslerinin suya dökülen mürekkep gibi dağıldığını, boşa gittiğini kavradım.

Bu uyandırıcı tecrübeye saygımdan, öncelikle “Lider” kime denir, liderlik vasıfları[3] nelerdir, sıralamakta fayda görüyorum:

Liderlik Vasıfları:

·       Güvenilir olmak

·       Özgüvenli olmak

·       Öz bilinç sahibi olmak

·       Cesaret

·       Yaratıcılık

·       Değişime ayak uydurabilmek

·       Kavramsal düşünebilmek

·       Sisteme değil, insana odaklı olmak

·       İdare eden değil, yenilikçi olmak

·       Tekrar eden değil, orijinal olmak

·       Kabullenen değil, kafa tutan olmak

·       Başkalarını harekete geçirebilmek

·       Başkalarını bir amaç için motive edebilmek

 

Genel ve bağlamdan ayrık algılandığında, bir liderde görmeyi bekleyeceğimiz nitelikler aşağı yukarı bunlar. Her ne kadar liderlik becerilerine sahip gençler yetiştirmek için aynı vasıflarla donanmış bir öğretim kadrosu önkoşul değilse de, “öğretmende liderlik” bahsine değinmeden geçememek yararlı olur.

Lider bir öğretmenin özellikleri nelerdir, bir de ona bakalım. Hemen tüm kaynaklarda aşağı yukarı tekrarlanan bu listenin bana göre en etkileyici versiyonunu Roland Barth kaleme almıştır.

Phi Delta Kappan adlı eğitim dergisinde 2001’de yayımlanan makalesinde, ABD’li tanınmış eğitimci Roland S. Barth “sadece öğretmen” olmakla yetinmeyip, “lider öğretmen” olanlarda tespit edilen 10 temel niteliği şöyle sıralıyor[4]:

Lider öğretmen,

1.     Eğitim materyalini ve ders kitaplarını seçer.

2.     Müfredatı biçimlendirir.

3.     Öğrencilerden beklenen davranış standartlarını belirler.

4.     Öğrencilerin özel bir derse / eğitime ihtiyacı olup olmadığına karar verir.

5.     Personel gelişimi ve hizmet içi eğitim programlarını tasarlar.

6.     Sınıfta kalma – geçme kararlarını alır.

7.     Okul bütçesini tayin eder.

8.     Öğretmen performansını değerlendirir.

9.     Yeni öğretmenleri seçer.

10.  Yeni yöneticileri seçer.

 

Merkeziyetçi, piramit formlu bir yönetim kültürüne sahip olduğumuz, herkesçe bilinen tarihsel ve toplumsal bir gerçek. Aileden siyasete tüm örgütlenme şemamız ve düşünce arka planımızdan farklı olmayan Milli Eğitim yapılanması içinde, Roland Barth’ın aktardığı niteliklerde, gerçek anlamda “lider” öğretmenler üretmemiz ya da barındırmamız ne derece olasıdır? Bu hacimli soruyu bir başka konferansa havale edip, asıl soruya geçelim.

Verili koşullarda liderlik vasıflarına sahip öğrenciler yetiştirebilir miyiz? Ve günümüz gençleri, liderlik eğitiminden hangi eksende yararlanabilir?

Bu aşamada, liderlik eğitiminin anaokuluna başlayan her çocuğu geleceğin lideri yapmayı amaçlamadığını belirtmeye gerek var mı, bilemiyorum. Eğitim süreçlerine aşina olan herkesin bildiği gibi temel eğitimin amacı, verilen her bir dersin profesyonelini yetiştirmek değildir. Nasıl ki Beden Eğitimi dersi bütün çocukları atlet yapmak için verilmiyorsa ya da Müzik eğitiminin amacı bütün öğrencilerin besteci / yorumcu olması değilse, liderlik eğitimi de nihai bir çıktı olarak on binlerce “Lider” yetiştirmeyi hedeflemeyecektir.

Liderlik eğitimi, başta belirttiğim gibi gençlere, bu hızlı ve sürekli değişim çağında, gittikçe karmaşıklaşan toplumsal örüntü içinde anlamlı, mutlu ve verimli bir yaşam kurabilme gücü, donanımı, olanağı sağlayacak; en azından bu bağlamda ellerini güçlendirecektir.

Eğitimcinin neyi öğrettiğini bilmesi kadar, o şeyi kime öğrettiğini bilmesi gerekir demiştik. Hedeflenen sonuca varamamış eğitim – öğretim uygulamalarının pek çoğu; hedef kitlenin, yani öğrencilerin özelliklerini, ihtiyaçlarını dikkate almadan hazırlanmış, sürecin “alıcı” ucunu yeterli derecede tahlil edememekle malûl kalmıştır.

Günümüzde okul / eğitim çağında bulunan genç nüfusun bir takım ortak paydaları var. Her ne kadar genelleme yapmak, yüz binlerce özgün kişiliği kümeleyecek varsayımlarda bulunmak yanıltıcı olma riski taşıyorsa da, her bireye özel bir paket program üretmenin imkânsızlığı karşısında; dogmalaştırmamak kaydıyla, Y (why / neden) kuşağının ortak özelliklerine teleskopik bir bakışa ihtiyaç olduğu açıktır. “Teleskopik” bir bakış olacak sıralayacaklarım, zira uzak mesafeden ve ana hatlarıyla bir kuşak portresi çizecek[5].

Y Kuşağının Ortak Özellikleri:

·       İlham verici ve narsist eğilimlidirler. Önlerine gelen herhangi işi bilindik yollardan geçerek yapmaktansa kendi yöntemlerini, kendi tarzlarını seçerler.

·       Bireyci ve girişimcidirler. Karşılaştıkları bir soruya yanıt aramak için fazla zahmete girmeyi istemezler. İnternete bakıp her sorunun cevabını bulacaklarını düşünürler ve her şeyin nedenini bilmek isterler.

·       Müstehzidirler. Sıkıntı veren durumlar karşısında iyimser ve hafife alan bir tavır takınırlar. Gün boyu yapıp ettikleri arasında mizah – alaycılık – eğlence öne çıkar. İnternet diline çeşit çeşit yüz ifadesi simgesi ve söz öbeği kısaltmasının girmesi tesadüf değildir.

·       Evrensel normlara göre düşünürler. Yaşamlarını ekran ardında geçiren bu kuşak için bölgesel / etnik / tarihsel / coğrafi farklılıklar yok denecek kadar önemsizdir. Örnekse “Occupy Wall Street” eylemleri ile Ukrayna’daki “Euro Maydan” eylemleri onlar için aynıdır ve köşedeki bakkal kadar yakındır.

·       Aynı anda birden fazla işle / işlemle meşguldürler. Tek işlevli cihazlara ilgi duymazlar. Örnekse bir kol saati onlar için ihtiyaç değildir. Bir yandan müzik dinleyip bir yandan ödev yapmak, aynı esnada arkadaşlarıyla mesajlaşmak isterler.

·       Otoriteye karşı çıkma refleksine sahiptirler. Yasaklar, kurallar onlar için değersiz, anlamsızdır. Hoşlarına gitmeyen bir iş ortamında kalırlarsa derhal istifa eder, giderler. Kuruma ya da organizasyona sadakatleri yoktur. Tek sadık oldukları kendileri ve yaşam tarzlarıdır.

 

Karşımızda kim var?

  1. Teknolojiyi etkin şekilde kullanan, teknoloji kullanmadan yapabilecekleri hakkında pek fikri olmayan, adeta internette yaşayan ve her cevabı, tüm bilgiyi orada bulacağına inanan bir kuşak.
  2. Enerjik, özgür, yaratıcı ve nev’i şahsına münhasır olanı yeğleyen, basmakalıplıktan uzak duran bir kuşak.
  3. Mesafe, farklılık ve “öteki” algısı bizimkine benzemeyen, fiziksel olarak yer değiştirmese de ‘dünya vatandaşı’ olma idrakiyle yaşayan bir kuşak.
  4. Kendini beğenen, özgüveni yüksek, rahatına düşkün, mizaha ve eğlenceye yatkın bir kuşak.

 

Liderlik eğitimi böyle bir kuşağa ne verebilir?

Kitleleri harekete geçirme vasfına zaten sahipler. Özgüven deseniz, mebzul miktarda. Çağdaş yaşamın gerektirdiği teknolojik becerilerin tümüne sahipler. Sadece iki eksikleri var:

·       Tatmin

·       Anlam

Açalım. Bu kuşak öncekilere göre çok daha tatminsiz. Her şeyleri var ama hiçbir şey onları doyuma ulaştırmıyor. Yönlendirici nasihatlerin hemen hepsine direniyor, kendilerine yönelik telkinlere daima şu soruyla karşılık veriyorlar: Neden?

Benim görüşüme göre Y kuşağına verilecek liderlik eğitiminin en önemli kompartımanı bu sorunun cevabında gizli. Açıklayabilmek için eski bir öyküyü sandıktan çıkarmalıyım:

Tahta Çanaklar öyküsünü hatırlıyor musunuz? Sadece kendi yaşlılığını rahat geçirmek için evdeki yaşlıya iyi davranan anne babanın öyküsü. Neydi ana fikri bu öykünün? Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma.

Bu çıkarcı ahlak doktrini yüzünden sadece ucu kendisine dokunan konularla ilgilenen, dünyaya menfaat zaviyesinden bakan ve toplumsal meselelerde “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” atasözüne göre tavır alan kuşaklar yetiştirdik. Hâlihazırdaki liderlerimiz de böyle, gelecekte yetiştireceğimiz liderler de böyle olacak korkarım.

Üç yaşındayken kendi giysilerini seçmek isteyecek kadar bireyci, özgüvenli çocuklarımız var. On iki yaşına geldiğinde, dünyanın tüm bilgisini cep telefonunda taşıdığını sanıyor, bu arkadaşlar. Kendilerine görünür ve yakın bir fayda sağlamayacak hiçbir şeye elleri kalkmıyor. Ucunda çıkar görmedikleri hiçbir işe tenezzül etmiyorlar.

Deyim yerindeyse faydacılıktan katıp kalmış durumdalar. Tweet atarak politika yaptıklarını, Wikipedia okumakla bilgilendiklerini sanıyorlar. İçten, derinden bir sezgi ile tüm bunların ötesinde, gerçek ve somut bir hayat olduğunu hissediyor ancak bu tatminkâr hayata nasıl erişeceklerini, hangi sapaktan çıkacaklarını kestiremiyorlar.

Psikolog Kevin Dutton’un Olağan Psikopatlar[6] adlı kitabında suça bulaşmış birçok psikopat ile yapılan görüşmelere ve bu kişilerle ilgili gözlemlere yer veriliyor. Bunlardan bir tanesi biz eğitimciler için gerçekten sarsıcı bir örnek. Görüşmeci, sosyopat teşhisi konmuş ve rastgele seçtiği onlarca kurbanını vahşice katletmiş mahkûma bunca cinayeti neden işlediğini soruyor. Caninin cevabı yalın ve net: Because I can (çünkü yapabildim).  

İnsan düşünmeden edemiyor: Hepimiz yapabildiklerimizi yapmıyor muyuz zaten? Bizi bir seri katilden ayıran becerilerimiz değil, tercihlerimiz. Kimliğimiz, yaşantımız neyi yapmayı, neyi yapmamayı tercih edişimize göre şekillenmiyor mu?

 

Son söz olarak

Y kuşağına liderlik eğitimi verirken özgüven aşılamamıza pek de gerek olmadığı aşikâr. Y kuşağına ilginç, orijinal olmayı öğretmekle de vakit kaybetmemize gerek olduğunu sanmıyorum. Hatta bu iki hususta onlardan öğreneceğimiz çok şey olduğu kanısındayım.

Ancak geleceğin liderleri, aktif hayat kurucuları olacak gençlere çok önemli bir vasfı katmakta ya tembel ya da ihmalkâr davranıyoruz.

Gençlerde eksik olan anlam. Gençlerde eksik olan vicdan. Onlara sırf yapabildikleri için iyilik yapmayı, hiçbir yarar sağlamasalar da doğru davranmayı öğretmeliyiz. Üstelik diğer tüm liderlik vasıflarından daha erken bir yaşta, mümkünse en geç 3 yaşından başlayarak. Zira yaş ilerledikçe çevresel faktörlerin etkisiyle benlik bilinci ve yararcılık yükseliyor ve insaf, adalet duygularına gelişecek yer bırakmıyor. 

Tüm canlıların yaşama hakkına saygılı, var olanı paylaşarak çoğaltacağını bilen, çok değer verdiği yaşam tarzının içine “yarar elde etmek” yerine “yarar sağlamak” bilincini yerleştirebilmiş bir kuşak yetiştirmeliyiz. Sırf yapabildiği için bir bitkiyi koparmak yerine, sırf yapabildiği için bir bitki yetiştirmek, bir ağaç dikmek mesela…

Çevreniz insaflı bireyler, insaflı liderlerle dolsun.

 


 



[1] Şlekti okunur

[6] Dutton, K., Olağan Psikopatlar – Ermişler, Casuslar ve Seri Katillerden Hayat Dersleri (Orijinal adı: The Wisdom of Pshychopaths), İstanbul: Domingo